Susuz Tarım KURUMSAL HAKKIMIZDA

HAKKIMIZDA

İçinde bulunduğumuz, heyecan verici gelişmelerin yaşandığı bu zamanda geleceğe emin adımlarla yürüyoruz. Yarım asırlık tecrübelerimizden aldığımız güçle, sürekli yenilediğimiz bakış açımızla ilerlemeyi amaçladık. Araştırma geliştirme faaliyetlerimizi,  çevreye ve insana saygıyı her zaman ön planda tutarak tarım sektöründe yenilikler getirmeyi hedefledik.

Doğal kullanımları bakımından sosyal ekonomik gerekliliklerle temel bilimsel yasalara dayanan tarımsal fikirler, sürdürülebilir tarım sektörün de 19. Yüzyılda asrın buluşu olarak nitelendirilirken yeterli ürün elde edebilmek için uygulanan suni gübre ve GDO da 20. yüzyılın faciası olmuştur. Yoğun tarımda kullanılan ilaç ve suni gübreler, her geçen yıl toprağı daha da verimsizleştirdi. Toprağın verimi düştükçe, çiftçi her geçen yıl daha da fazla ilaç ve gübre kullanmaya yöneldi. Gübreye alışan bitki, daha çok gübre istedi. İlaca bağışıklık kazanan böcekleri öldürebilmek için, daha kuvvetli zehirler gerekti. Böylelikle artan verimin bedeli, sadece çevre kirliliği olmadı. Kullanılan ilaç ve gübreler, canlıların bağışıklık sistemini de etkileyen sağlık problemlerine de yol açtı. Artık yeni çözümlere gereksinim vardı…

Biyokimyasal süreçlerin hızlanması ve gelişimi sağlanarak toprak dönüşümünün gerçekleşmesi bütünsel çözümler sunarak amaçlanmıştır. Toprağın yararlı kullanımının düzenlenmesi ve ürünün arttırılması, ürün elde edilmesi bakımından, toprağın fiziksel ve kimyasal özelliklerinin iyi bilinmesi zorunluluğu ile birlikte toprak tek başına tarımsal ürün elde edilmek için yeterli değildir. Bitkilerin gelişmesi için ışık, hava, toprak, su ve bitki besin maddelerinin uygun şekilde olması gerekir. Bu faktörlerin bir tanesi bile diğerleri ile dengeli olmadığı durumda bitki gelişmesi geriler ve tamamen durur. Bitkiler büyümek için mutlak gerekli elementlere ihtiyaç duyarlar. Havadan ve sudan karbondioksit alarak karbon, hidrojen ve oksijen ihtiyaçlarını karşılarlar. Bunun dışında topraktan alınması gereken elementlerde vardır. Bitkilerin bu elementler içinde fazla ihtiyaç duyduklarına makro, daha az ihtiyaç duyduklarına ise mikro besin elementleri denir. Makro elementler: Azot, fosfor, potasyum, kalsiyum ve magnezyum dur.

 

Yapılan iş inovasyon diye tanımlanabilen var olana müdahale değil gereklilik halinde gelişiminden ibarettir. Örneğin demir vardır ama çelik müdahale ile üretilir. Kadisur sistemi de var olan kompostun gelişiminin sonucunda oluşmuştur. Sistemimiz 7 yıllık Ar-Ge çalışması sonucunda geliştirilen yapılandırılmış higroskopik toprak ile tarımsal özelliğini kaybetmiş toprağın, organik atıklar ile karıştırılarak toprak içi ekolojik sistem gereği çürükçül bakteriler sayesinde, susuz tarım yöntemiyle geri dönüşümünü kapsar.

Geri dönüşüm sonrası tarımda kullanılan toprağın her hasat sonrasında güçlendirilmesi sağlanarak sürdürülebilir tarım temel kuramlarla sağlanmış olur.

Böylece kaliteli ürün eldesi de sağlanmış olacaktır.

 

Topraklar en önemli doğal kaynaklarımızdan yalnızca biri değil, aynı zamanda ekosistemlerin en önemli taşıyıcı ve çevrimci gücüdür. En uygun koşullarda 1 cm’lik toprak oluşumu için 100 ila 400 yıl geçmesi gerekirken, bu toprağın işlenebilir, verimli bir yapıya kavuşması için en az 3 bin ile 12 bin yıl geçmesi gerekmektedir. Bir avuç toprağı elinize alıp incelerseniz onun, kendisini oluşturan çeşitli kayaçlardan çok farklı olduğunu hemen anlarsınız. Bu yumuşak, gözenekli yapı, esasında içinde önemli düzeyde yaşam barındıran bambaşka bir ekosistemdir.

Artan dünya nüfusuyla birlikte gıda gereksinimlerin de artması, sabit kalan toprak kaynaklarının geliştirilip kullanılması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Dünyamız bugün, şimdiye kadar görülen en fazla genç nüfusa sahip olup, toplam dünya nüfusunun neredeyse yarısı (ve yüzde 63’ü en az gelişmiş ülkelerde) 25 yaşın altındaki insanlardan oluşmaktadır. Artan nüfusun besin emniyetinin sağlanması, geleceğimizi ilgilendiren en önemli konulardan başta gelenidir. Peki, bu besinler nerde üretilecek? Tarım teknolojilerindeki gelişmelere rağmen yeterli beslenemeyen ya da besinsizlik nedeniyle açlık düzeyinde yaşayan milyonlarca insan, doğal kaynakları daha iyi yönetmemiz için bize gereken sinyalleri zaten vermiyor mu? En iyimser hesaplarla dünya potansiyel gıda üretimi 11 milyar civarında insanı besleyebilecektir. Fakat ortalama tüketim arttığı takdirde, örneğin 9 bin kalorilik düzeye çıktığında, dünyamızın nüfus taşıma kapasitesi 7.5 milyar kişi civarında olacaktır. Bu rakamların yükselebilmesi için besin üreten alanların ve 3 milyar ha’lık meraların sürdürülebilir şekilde kullanılması ve iyileştirilmesi gerekmektedir.

BU SAYFAYI OKUDUĞUNUZ SÜRE İÇİNDE İSE DÜNYADA HER DAKİKADA YAKLAŞIK 3 ÇOCUK AÇLIK VE YETERSİZ BESLENMEDEN DOLAYI HAYATINI KAYBETMEKTEDİR. PEKİ, BİZ HALA NEYİ BEKLİYORUZ?